İyi Partili Ergun Paris Anlaşması ile ilgili konuştu

İyi Parti Muğla Milletvekili ve Yerel Yönetimler Başkanı Prof. Dr. Metin Ergun TBMM Genel Kurulu'nda onaylanan Paris Anlaşması ile ilgili konuştu.

PAYLAŞ
İyi Partili Ergun Paris Anlaşması ile ilgili konuştu
İyi Parti Muğla Milletvekili ve Yerel Yönetimler Başkanı Prof. Dr. Metin Ergun TBMM Genel Kurulu’nda onaylanan Paris Anlaşması ile ilgili konuştu.
Son Dakika 48 - Arzu Özlem SİPAHİ

İyi Parti Muğla Milletvekili Metin Ergun konuşmasında, “Temel olarak küresel sıcaklık artışını 2 derece ile sınırlandırma ve mümkün olduğunca 1,5 derecede tutma hedefi için çaba göstermeyi amaçlayan Paris Sözleşmesi, Aralık 2015'te kabul edilmiştir. Türkiye 22 Nisan 2016'da 175 ülkeyle birlikte Sözleşme’yi imzalamış, fakat şimdiye kadar onaylamamıştır. Bu gecikme, iklim değişikliğinde gelinen aşama itibariyle, sebebi ne olursa olsun Türkiye’nin uluslararası kamuoyuna anlatabileceği bir durum değildir. Dolayısıyla Sözleşme’nin onaylanması, insanlığın karşısındaki en büyük tehdit olan küresel ısınma ve sebep olduğu iklim değişikliği ile mücadelede ülkemizin imajı açısından son derece önemli bir adımdır. Dolayısıyla, bugün tarihi bir adımla Sözleşme’nin onaylanmasının giderek yalnızlaşan Türkiye’ye uluslararası arenada nefes aldıracağını ve diplomaside önemli bir hareket alanı açacağını düşünüyoruz. Böylece Türkiye, uluslararası iklim müzakerelerinde dışarıda kalmayacak, tam aksine sözünü çok daha güçlü bir şekilde söyleyecektir. Son olarak ise Paris Antlaşması’nın onaylanması ile Türkiye ekonomisi her alanda yeşil ekonomiye dönüşüm için ciddi bir irade gösterecektir.

Paris İklim Sözleşmesi, küresel ısınmanın sınırlanması ve iklim değişikliği ile mücadele konusunda 1992’de Rio’daki müzakerelerden bu yana çevre ve iklim konusundaki yapılan en önemli uluslararası sözleşmedir. İktidarın Paris Sözleşmesi’ni onaylama konusunda şimdiye kadar sergilediği isteksizlik, iktisadi şüphelerin çok ötesinde doğaya karşı sahip olduğu zihniyetin ve vizyonsuzluğun bir yansımasıdır. Bunun bir zihniyet yansıması olduğunu, iktidarın doğayı kirleten sanayi tesislerini ve termik santralleri umursamayan tutumundan açık bir şekilde görebiliyoruz. Buna rağmen, 5 yıl geç kalınmış olsa da, bugün yüce Meclis’imizin çatısı altında bu Sözleşme’nin onaylanıyor olması önemlidir. Sözleşme’nin onaylanmasıyla birlikte, Türkiye uluslararası küresel iklim müzakerelerinde içinde bulunduğu çelişkili durumdan kurtulmuş olacaktır. Fakat Paris Sözleşmesi’ni onaylıyor olmak, küresel iklim değişikliğinin geldiği aşama itibariyle ne Türkiye ne de insanlık için tek başına yeterli değildir, ama gereklidir. Çünkü sadece Paris Sözleşmesi ile iklim sorunlarını ortadan kaldırmak mümkün değildir. Kaldı ki Paris Sözleşmesi’nin, taahhütlerini yerine getirmeyen taraflara karşı kendi başına bir yaptırım gücü de yoktur. Dolayısıyla bu Sözleşme’yi, “altıncı kitlesel yok oluş”a sebebiyet verecek kadar ciddi riskler barındıran küresel ısınmayı durdurma konusunda bir başlangıç adımı olarak görmek, hedef ve eylemlerimizi Sözleşme’nin ötesine taşımamız gerekmektedir. Dolayısıyla biz İYİ Parti olarak; Paris Sözleşmesi ile yetinmemek, küresel ısınmayı durdurma konusunda, hızlı bir şekilde, daha radikal adımlar atmak gerektiğini düşünüyoruz. Zira son yıllarda, hem ülkemizde hem de dünya genelinde şiddeti ve sıklığı artan anormal iklim olaylarının sebep olduğu yıkım, küresel iklim değişikliği konusunda yaklaşan riski giderek gözle görülür hale getirmektedir. Özellikle bu yıl Muğla’da ve Antalya’da yaşadığımız orman yangınlarında, Karadeniz bölgesindeki sel felaketlerinde ve son yıllarda Anadolu’nun yaşadığı kuraklıkta iklim değişikliğinin etkisini görmezden gelmenin imkânı yoktur. Bu açıdan, ülkemizin önümüzdeki yıllarda iklim değişikliğinin getireceği olumsuzluklardan en fazla etkilenecek bölgelerden birisinde yer alması Sözleşme’nin onaylanmasının önemini arttırmaktadır. Biz, Sözleşme’nin onaylanmasını, ülkemizin iklim değişikliği ile mücadelede hem karar vericiler nezdinde, hem de toplum nezdinde önemli bir psikolojik eşiğin aşılması ve bu konudaki farkındalığı artıracak bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.

Bundan sonrası için Türkiye’nin sera gazı emisyonları konusunda hangi taahhütlerde bulunacağı, bizim de takipçisi olacağımız Ulusa Katkı Beyanı’yla belirlenecektir. Yani Paris Sözleşmesi, muhtevası itibariyle bu konuda Türkiye’ye herhangi bir zorunluluk getirmemektedir. Ancak Sözleşme’de sıcaklık artışında 1.5 derece hedefini tutturmak için emisyonların azaltılması gerektiği ifade edilmektedir. Bu yüzden Sözleşme’ye taraf olan ülkeler, şimdiye kadar bu konuda tam anlamıyla üzerlerine düşen sorumluluğu hala yerine getirmemişlerdir. Geçtiğimiz hafta yayımlanan Birleşmiş Milletler Sentez Raporu’na göre, Paris Sözleşme’nin 1,5 derece hedefine ulaşmak için taraf ülkelerin iklim çabalarını acilen artırması gerektiği ifade edilmiştir. Bu çağrı, diğer ülkeler gibi Türkiye’ye de yapılan bir çağrıdır. Çünkü ortaya çıkan anormal iklim olayları ve elde edilen veriler, küresel ısınmayı durdurma konusunda insanlık için zamanın daraldığını göstermektedir. Özetle; bu açıdan bakıldığında Paris Sözleşmesi’nin onaylanması, Türkiye’nin küresel iklim değişikliği ile mücadelesinde yeter şart değildir, ama gereklidir. Dolayısıyla biz de İYİ Parti olarak; Paris Sözleşmesi’ni onaylamanın tek başına yeterli olmadığı, Türkiye için küresel ısınma konusunda asıl mücadelenin bundan sonra başladığı kanaatindeyiz. Bundan sonra hızlı bir şekilde hedef ve stratejilerimizi belirlemeli, bunların gerektirdiği politikaları hayata geçirmeliyiz. Dolayısıyla, emisyonların hangi tarihten sonra azaltılmaya başlanacağını ve gerçekçi bir vizyonla Türkiye’nin hangi tarihte karbon nötr hale geleceğini net bir şekilde ortaya koymak lazımdır. 

 
Bilindiği gibi, başta Avrupa Birliği üyesi ülkeler olmak üzere dünyada kömüre dayalı enerji üretiminden hızla vazgeçilmektedir. Dünya’yı en fazla kirleten Çin bile son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ne ulusal düzeyde ne de uluslararası düzeyde kömüre dayalı enerji santrallerini artık finanse etmeyeceğini deklare etmiştir. Sera gazı emisyonlarının üçte biri kömürden kaynaklanan Türkiye’nin de kömüre dayalı enerji üretimi ile daha fazla gidebileceği bir yol kalmamıştır. Çünkü kömüre dayalı enerji üretimi yenilenebilir enerji kaynaklarıyla mukayese edilemeyecek kadar pahalı ve külfetlidir. Bu konuda Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener fosil yakıtlara dayalı enerji üretiminin iklim değişikliği ile mücadelede oldukça zararlı ve gelinen aşama itibariyle de verimsiz yatırımlar olduğunu defaten dile getirmiştir. Termik santraller konusunda ciddi bir yol ayrımında bulunan Türkiye’de, radikal bir dönüşüm haritası belirlenmelidir. Termik santrallerden dolayı büyük bir bedel ödeyen Muğla’nın bir Milletvekili olarak, bu konudaki radikal dönüşüm ihtiyacını görüyor ve destekliyorum. Fakat bu dönüşümden dolayı mağdur olacak insanlarımız için de devletimizin adil, kapsayıcı ve onları yüz üstü bırakmayacak bir denge içerisinde bu dönüşümleri gerçekleştirmesi gerekmektedir. İktidar mağduriyetlere yol açmadan termik santrallerden sağlık bir çıkış yolu bulmalı ve bu konuda çeşitli alternatifler geliştirmelidir. Çünkü geçimini bu tesislerden sağlayan hiçbir vatandaşımızı geride bırakmadan, mağdur etmeden bu dönüşümleri yapmaya mecburuz.

Mevcut iktidarın Paris Sözleşmesi ile vadettiği “yeşil kalkınma devrimi” söylemine, iktidarın geçmiş yıllardaki sicilinden dolayı temkinli yaklaştığımız bilinmelidir. Çünkü her fırsatta çevreci olduğunu iddia eden iktidarın politikaları sürekli olarak çevrenin ve doğal hayatın tahrip edilmesiyle sonuçlanmıştır. İktidarın geçmiş uygulamalarında;
Göllerin yok edildiğini; nehirlerin ve derelerin HES'lerce kurutulduğunu; tarihî, turistik, doğal ve tarımsal sit alanlarının imara açılarak beton işgaline uğradığını; ormanların yakılarak katledildiğini gördük. Bundan sonrası için iklim değişikliği ile mücadele konusunda da benzer çelişkilerle karşılaşmak bizim için sürpriz olmayacaktır. Çünkü bugüne kadar iktidar, iklim değişikliği ile mücadelede gereken hassasiyeti ve özeni göstermemiş, tam tersine sorumsuzca hareket etmiştir. Örneğin iktidar, son Sayıştay raporlarının da gösterdiği gibi iklim krizini şimdiye dek ciddiye almamıştır. Yıllarca termik santrallere filtre uygulamasını geciktiren iktidar, bu raporlara göre, iklim krizinin en önemli nedenlerinden birisi olan sera gazı salınımının takibini yapmamış; emisyon raporlarını sunmayan ve yönetmeliğe aykırı davranan bu tesislere yönelik herhangi bir yaptırımda da bulunmamıştır. Türkiye’de hangi termik santrallerin emisyon standartlarına uygun olarak çalıştığı meçhuldür. Sayıştay raporlarının da gösterdiği gibi, bu şekilde küresel iklim değişikliği ve iklim krizi ile mücadele edilemeyeceğinin bilinmesi gerekmektedir.


Bugün bütün fosil yakıtlardan vazgeçsek ve sera gazı emisyonlarını tamamen sıfırlasak bile küresel sıcaklıktaki artış miktarı azalmayacak ve etkileri uzun bir süre devam edecektir. Dolayısıyla kalıcı hale gelen iklim değişikliğine uyum sağlamak sadece merkezi idarenin tasarruflarıyla mümkün değildir. Merkezi idare ve yerel yönetimler arasında sıkı bir iş birliğine ihtiyaç vardır ve bu hususta yerel yönetimlerin rolü hayatidir. Kentsel altyapıların bu doğrultuda yenilenmesi ve kentlerin anormal iklim olaylarına karşı daha dirençli hale getirilmesi elzemdir. 
Yeni iklim rejimi bizden daha kurallı ve verilerle yönetilen kentsel alanlar talep etmektedir. Yenilebilir enerji kaynaklarıyla beslenen, enerjiyi ve su kaynaklarını verimliliğin odağına koyan yeni ve yeşil bir kentsel dönüşüm vizyonuna ihtiyacımız vardır. Bu noktada, bölgesel coğrafi gerçeklerden hareketle akıllı kent modelleri geliştirmek sürdürülebilir bir kentsel hayat için kaçınılmaz hale gelmektedir.


Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de artık 20'nci yüzyılın büyüme ve kalkınma modeliyle devam etmek mümkün değildir. Artık, ekonomide katma değer yaratmak kadar, çevreyle olan ilişkimizin sürdürülebilir olması da bir mecburiyettir. Bu hususta, iktidarın on dokuz yıldır uyguladığı beton ekonomisi ile yüksek karbonlu ekonomi modelinin sonuna geldiğimiz açıktır. Çünkü bu model iktisadi açıdan verimsizdir, rekabetçiliği azaltmaktadır ve daha önemlisi çevresel açıdan sürdürülebilir değildir. Doğaya ve çevreye önem vermeyen bu anlayış, artık Türk ekonomisinin önünde engel teşkil etmeye başlamıştır. Mesela, Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi uluslararası ticarette çevreyi korumayı amaçlayan düzenlemeler, Türkiye'yi sanayiden dış ticarete, eğitimden tarıma kadar çevreci bir dönüşüme zorlamaktadır. Dolayısıyla biz İYİ Parti olarak; Paris İklim Sözleşmesi’nin ülkemizin sürdürülebilir kalkınması doğrultusunda bir başlangıç olarak görülmesini ve iklim dostu yeşil ekonomiye geçiş için motive edici bir adım olarak ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum” ifadelerine yer verdi. 
 

HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN